Mustafa Kadir Atasoy'un felsefe ve siyasal düşünce yazıları
9 Temmuz 2026 Perşembe
Fanon’u en iyi küresel şebeke okudu
21 Haziran 2026 Pazar
Aristipposçu boşluk
Kırmızılar, 21 Haziran 2026
Çoğu kitap ve kaynağa göre "Yalancının mumu yatsıya kadar yanar" sözü bir kişinin söylediği yalanın çok geçmeden ortaya çıkması anlamındadır. Bir abimizden dinlemiştik, başka bir anlamıyla yalancı bir kimsenin namazı beklediği görüntüsü vermek için mumunu yatsı vaktine kadar söndürmemesini ifade ediyormuş. Bir makalede rastladığım üçüncü hikâyeye göreyse medresede bir kimse erimiş mumlardan kendi imal ettiği mumu satın alınmış gibi gösterip parayı zimmetine geçiriyormuş. Orijinalleri geç saatlere kadar dayanırken onun imal ettiği mumlar en fazla yatsıya kadar dayanıyormuş. Bunların hepsi bizi şaşırtmak için söylenmiş olabilir, yani Faux Paris olabilir. Bizi hakikate götüren dördüncü bir anlam olabilir... Faux Paris, yani Sahte Paris şuydu. I. Dünya Savaşı'nda Fransızlar Alman bombardıman uçaklarını şaşırtmak amacıyla Paris'in dışına sahte Eyfel kulesi olan, sahte bir Paris şehri inşa etmişti. Mesele şu ki ben sadece yatsıya kadar yanan muma ironiyle yaklaşıyorum.
19 Mayıs 2026 Salı
Yazı ve kitaplarda kullanılan bazı kavramlara dair sözlük
Anlamın kararsızlığı: Anlamın değişkenliği, istikrarsız olması.
Aristipposçu Orta Doğu Projesi: Artistipposçuluğun Orta Doğu'ya kültür politikaları aracılığıyla benimsetilmesi projesi.
Artıkın: Artık, bundan böyle.
Baykallamak: Fiziksel bir olgu veya olay karşısında çok şaşırmak (Baykal gölünü ilk kez gören bir step insanına atfen).
Bilgipara: Bilginin insani değerlerle eşleştirilmesi, bir tür bilginin para ikamesi olmasına dair tasavvur.
Bozucu temsil: Anlamı bozan temsil, örneğin masumiyetin anlamını örten Masumiyet Müzesi.
Cimrmancılık: Cimrman'ın tezlerini savunan düşünce akımı
Duygusal sığlık: Düşünsel sığlığın arka planında yer alan esas sığlık.
Felsefeüstü: Izdırap dolu veya yavan bir gerçekliğe karşı yapılan kurgu.
15 Mart 2026 Pazar
İlber Ortaylı hocaya dair bir not
Kırmızılar, 15 Mart 2025
Umberto Eco’nun “Gülün Adı” romanını 1999 ağustosunda okumuştum. Romanda 14. Yüzyıl başlarında Fransisken bir rahip olan Baskervilleli William ve yardımcısı Melkli Adso dini bir tartışmaya katılmak üzere Kuzey İtalya’daki gizemli bir Benedikten manastırına giderler. O sırada biri şüpheli bir şekilde ölür ve başrahip William’dan bu olayı araştırmasını ister. Bu sırada manastırın en önemli rahiplerinden Jorge de Burgos’la gülme üzerine tartışıyor. Gülme kilisenin yerleşik anlayışına uymayan bir eylemdir. Jorge ona bunu hatırlatıyor: “Ruh yalnız gerçeği düşünürken dingindir; iyi işlerden sevinç duyar; gerçeğe ve iyi şeylereyse gülünmez. İsa’nın gülmeyişinin nedeni buydu işte. Gülme ruhun kışkırtıcısıdır.” William burada gülmeyi tıpkı banyo gibi bedenin sıkıntılarını iyileştiren bir ilaç gibi gördüğünü savunuyor. İsa’nın gülmediğinden emin olmadığını söylüyor. Eco hakkında bir belgesel hazırladılar. “Umberto Eco, Dünyanın Kütüphanesi” isminde bir belgesel. Orada da sürekli gülüyordu adam...
