Praglı Katolik bir arkadaşımla sohbet ediyoruz. Bana İslam’da kadına fazla değer verilmediğini, Meryem Ana’dan ötürü kendi inançlarının kadına daha fazla değer verdiğini söylüyor. Ben de Ortaçağ’da Avrupa’da kadınlara dini saiklerle büyük işkenceler yapıldığını, Avrupa’da yirmiye yakın işkence müzesi olduğunu, gezdiğim müzelerde kadınlara işkence için geliştirilmiş özel aletler gördüğümü söyledim.
Genel olarak şu söylenebilir. Bugün İslam’da kadın hakları konusunda bir bilgisizlik denizinde yüzüyoruz. Doğu Roma’da Justinianus yasalarıyla kadınların mülk edinme ve miras alma hakları genişletilmiş olsa da, aile içi finansal karar alma süreçleri büyük ölçüde kocasının denetimi altındaydı. Kadın, evlilik süresince aile servetinin yönetiminde erkeğe bağımlı bir hukuki statüdeydi. Sasani hukukunda kadın hukuki olarak aile reisine bağımlı konumda idi. Mülk edinme ve tasarruf yetkileri kısıtlıydı; mal varlığı ailenin veya kocasının vesayeti altındaydı. Cahiliye döneminde ise kadının kendisi devredilebilir bir mülk sayılıyor, babasının veya kocasının malı gibi görülüyordu.
İslam hukuku kadına tam ve bağımsız bir hukuki kişilik tanıdı. Bir kadın evli olsun ya da olmasın, kendi malını kocasından veya babasından tamamen bağımsız şekilde yönetme, satma, kiralama, bağışlama veya yatırıma dönüştürme hakkına kavuştu. Evlilikte ortak mülkiyet esası yerine müstakil mülkiyet esası getirildi. Koca, karısının kişisel serveti üzerinde hiçbir hukuki hakka sahip kılınmadı. Kadına evlilik sırasında verilen mehir kadının şahsi mülkü sayıldı. Ailenin tüm geçim sorumluluğu erkeğe yüklenirken, kadının kendi parasından aileye harcama yapma zorunluluğu kaldırıldı.
Esasen birçok kadim toplumda ve Araplarda temel bir ilke mirasın savaşabilen ve kabileyi koruyan erkeğe kalması anlayışıydı. Kadınlar ve küçük çocuklar miras dışı bırakılır, hatta kadın babasının veya kocasının vefatıyla mirasın kendisi haline gelebilirdi. Sasani Hukukunda miras payları ağırlıklı olarak erkek evlatlara ve erkek akrabalara giderdi. Kadının mirastaki payı ya yoktu ya da ikincil konumdaydı.
İslam, kadını doğrudan kanuni mirasçı ilan etti. Anne, eş, kız çocuk ve kız kardeş gibi kadın akrabalara mirastan dokunulmaz ve oransal paylar tahsis edildi. Miras bırakan kişi, bir vasiyetle kadını mirastan mahrum bırakma yetkisine sahip kılınmadı. Erkek kardeşin kız kardeşten iki kat pay alması prensibi, erkeğin ailenin geçimini sağlama, kadın akrabaların bakımını üstlenme ve evlenirken mehir ödeme yükümlülüğüyle dengelendi. Kadın ise aldığı mirası tamamen kendi şahsi birikimi olarak tutma hakkına sahip oldu.
İslam’la beraber kadın mahkemede kendi adına dava açma, savunma yapma ve şahitlik etme hakkı kazandı. Yani 7. Yüzyıl dünyasında İslamiyet kadın hakları konusunda büyük bir devrim yapmış ve kadınlar hakkında tesis ettiği hükümlerle bir yön tayin etmişti.
Bugünkü mesele şu ki bizim cemiyetimizin İslamlığı tartışmalı… Tıpkı Avrupalıların veya Amerikalıların Hıristiyanlığı veya bir ideolojiye bağlılığı gibi… Ukrayna’da bir dram yaşandı. Orta ve Doğu Avrupa’dan çocuk yaşta alınıp Batı’da fuhşa zorlanan kızlar var, önemli bir kısmı erken yaşta vefat ediyorlar. II. Dünya Savaşı’ndan sonra başta Rus askerleri, sonra Amerikalı ve Fransızlar Alman topraklarında 1 milyon civarında kadına tecavüz etti. 240 bin kişi bu nedenle öldü. Bir Hristiyan bunu inancı gereği yapmaz. Ya Stalin döneminde 20 milyona yakın insanın katledilmesi… Komünist bir idarenin de bunu yapması beklenmezdi. Demem o ki dinler veya ideolojiler insanları kötülüklerden alıkoyamadı, durduramadı.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder