6 Ağustos 2014 Çarşamba

Sami Kılıç'ın ardından

Sami Kılıç’la 1997’den beri ara sıra görüşürdük. Ankara orman işletme müdürüydü sonra yine Ankara’da bölge müdür yardımcılığı yaptı. Sanırım 2008 başlarıydı, kekik çayı içip sohbet ederken Bayburt’ta donmuş bir kurdun ayakta öldüğünden bahsetti. Onu epey etkilemiş; bunu bir iki kere tekrar etti. 

Birkaç hafta sonra Beştepe kampüsündeki camide bir cuma namazında Sami Kılıç’ı gördüm. Cemaatin çoğu rahat otururken o dizlerinin üzerinde dik duruyordu. Onu bir süre izledim. Namaz kılınana kadar uzun bir zaman öylece durdu. O günden sonra uzun zaman görmedim sonra vefat haberini aldım. Allah rahmet eylesin. Bir gün bu hakikatli adamın Mucur’a bağlı Yeşilyurt köyündeki kabrini ziyaret etmeyi isterim. 

Bu olay bana Fâtır suresinin 28. ayetini hatırlatır. “Allah’a karşı ancak; kulları içinden âlim olanlar derin saygı duyarlar. Şüphesiz Allah mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır”.

Saygı bir değerdir ve dünyayı ancak birtakım değerlerle değiştirebiliriz. Toplumumuzun ihtiyacı çevrelerine iyiliği ve ahlakı aktaracak kişilerdir. Cengiz Aytmatov Toprak Ana’da şöyle der: “İyilik, yola düşen, yoldan toplanan bir şey değildir. Tesadüfen ele geçen bir şey de değildir. İnsan iyiliği ancak başka bir insandan öğrenir.” Erkeklerin yoksulluk sebebiyle alçalması, kadınların açlıktan dolayı ahlaktan uzaklaşması ve çocukların cehalet yüzünden yeteneklerini geliştirememesi… Bunlar Victor Hugo’nun Sefiller'in önsözünde üç büyük sorun olarak bahsettiği şeylerdir. Bugün, 150 yıl sonra bu sayılanlar geçerliyse, bunca teknoloji ve zenginliğe rağmen genel durumumuz değer odaklı ve ahlaki değilse reçetelerimiz üzerine tekrar düşünmemiz gerekiyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder