"Kültür ve Medeniyetimiz Üzerine Düşünceler" kitabından
Reconquista yani yeniden fetih hareketi İber yarımadasında 1492’ye kadar süren Müslüman hâkimiyetini sona erdirmişti. Katoliklerin hasımlarının geride bıraktıkları izlere karşı hoşgörülü davranması beklenilen bir şey değildi. Şarlken sarayın bazı bölümlerinin yerine kendi sarayını inşa ettirmiş olsa da duvarlarında Kuran-ı Kerim ayetlerinin nakış gibi işli olduğu El Hamra ayakta kaldı. Medeniyetler çatışmasının ötesinde işte bu kıyamın nedeni olan yüksek sanat var. Ve sanatın dışındaki konularda da durum böyle. Günü kurtarmaya çalışanların eserleri bir gün muhakkak yıkılırken yüksek bir ruhu yakalamaya çalışanlar baki kalıyor.
Bağdat da Gırnata gibi müthiş bir yerdi, Hârizmî’yle, Kindî’yle, Fârâbi’yle bir zamanlar dünyanın ilim merkezi olmuştu, nereden nereye geldi. Irak’ın işgalinin bahanesi kitle imha silahlarıydı ama bu silahlar bulunamadı. Adamlar Birleşmiş Milletler’e kanıt sunarlarken kendilerinin kullandıkları ortaya çıktı. Hollanda merkezli PAX organizasyonu Koalisyon Güçleri’nin sivillere karşı seyreltilmiş uranyum içeren top mermileri kullandığını açıkladı. Blair’in Irak politikası kusurlu istihbarata dayalıydı ve George W. Bush’a lüzumsuz bir destek verilmişti. İşgali Chomsky nasıl tarif etti? Batının yerleşimci sömürgeci geleneğiyle tanımlamıştı. Bu coğrafyada demans gibi, bunama gibi bir şey yaşanıyor aslında. İslam medeniyetinin altı yüzyıl önceki anlamı ile bugünkü anlamı birbirinden farklı, bugünkü Müslümanlar peygamberden çok uzak insanlar... Süha Arın 1987 tarihli “Ağacın Türküsü” belgeselinde bağlama yapan bir ustayı gösterir. Usta en iyi müzik aletlerinin yıkılan eski evlerin tahtalarından yapıldığını anlatır. Belki de bu tahtalar eski evlerin eski sevdalarını, hasretlerini bildiklerinden farklı titriyorlardı diğerlerinden...
Bugün bizleri ne titretebilir? Geçmişi ve sevdamızı hatırlamak... Bugün mesele kendisine Dubaileşme veya Iraklaşma seçenekleri sunulan Müslüman coğrafyasının yeni bir model çıkarıp çıkaramayacağıyla ilgili. Türkiye ne yapabilir? Güzel çalışmalar var, umutlu olmamızı gerektirecek çok şey var. Ama Türkiye teröre karşı desteklenmiyor. Türkiye uzun zamandır binlerce vatandaşının ölümüne neden olan terör belalarıyla uğraşıyor. Şiddeti araçsallaştıran bu terör örgütlerinin Avrupa’da açtıkları merkezler ve faaliyetlerinin Batı ülkeleri tarafından görmezden gelindiğini biliyoruz. Bu ülkelerin yönetimleri bu örgütleri tehdit olarak değil, birer siyasi enstrüman olarak görüyorlar. Aslında terör hiçbir tarafa kazandırmayan bir oyun. Bugün daha iyi ortaya çıktığı üzere uluslararası güvenliğe yönelik büyük bir tehdidin de kaynağı. Bazı Avrupa ülkelerinde teröristler için eğitim kampları kurulabiliyor, paralar toplanabiliyor, terör propagandası yapılabiliyor vesaire vesaire. Terör eylemlerini gerçekleştirdiği sabit bazı kimseler serbestçe dolaşabiliyorlar.
Ama dünyanın koşulları değişiyor ve batı ülkelerinin kendi içerisinde de şiddet hareketleri giderek yaygınlaşıyor. Son yıllarda Kuzey Amerika ve Avrupa’da terör saldırıları epey artış göstermiş, 2014 ve 2018 yılları arasında saldırı artış oranı yüzde 320 olarak gerçekleşmiş. Batılı devletlerin hem kendi güvenlik anlayışlarını gözden geçirmeleri hem de başka ülkelerdeki terör hareketlerini meşrulaştırma anlayışından vazgeçmeleri gerek. Şiddetin bütünüyle reddi, şiddetin kullanışsız olduğu anlayışına geçmeleri gerek. Terör, açlık, sağlık hizmetinden faydalanamama, eğitim alamama gibi çetrefilli sorunlar dünya nüfusunun büyük kısmını tehdit ediyor. Şu sözü bir kez daha hatırlayalım. “Dünyanın en büyük problemi bir zamanlar küçük bir problemdi”. Avrupa ülkelerinin sorunlar daha da büyümeden güvenlik alanında Türkiye’yle iş birliği üzerine kafa yormaları gerekir. Çekya eski başbakanı Jiří Paroubek “Turecko v Trapezuntě-Türkiye Trabzon’da” başlıklı bir yazı yazmıştı. Karel Poláček’in 1931 tarihli romanında bir piket oyuncusunun söylediği sözden yola çıkarak Trabzon kelimesine absürt ve dışlayıcı bir anlam yüklüyor. Bizdeki “dobrovski” veya “hanyayı, konyayı görürsün” gibi bir anlamla... Trabzon’u böyle bir anlamda 2013’te yazdığı başka bir yazıda zamanın başbakanı Petr Nečas için de kullanmış. “Mafya liderleri, siyasi domino, Başbakan Trabzon’da”... İkisinin dışında başka bir kaynakta bu kullanımı bulamadım. Bazı kimseler Türklere alerji duydukları kadar Orta Doğu’nun yaşadığı teröre karşı bir söz söyleyemiyor, açıklama yapamıyorlar.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder