Fanon bunalımlı bir geçmişe sahip Martinik'ten çıkan biri olarak konuştu. Martinik Karayipler'de bulunan bir ada, bugün turizm yapılan, muz, avokado yetiştirilen çok güzel sahilleri olan bir yer. Ama tarihi böyle güzel değil... Kolomb döneminde İspanyolların oluyor, sonra Fransa'ya devrediyorlar. Yüzyıllar içinde yerli halk büyük eziyetler görüyor. 17. Yüzyıl'da önemli katliamlar var, kölecilik var. Bir de Fanon'un bizzat yaşadığı şeyler... 1940'ta Naziler Fransa'yı işgal edince bu adada kalan Fransız denizcileri rezillikler, tecavüzler yapıyorlar. Bu koşullar üzerinde derin bir etki bırakıyor. Bunlar olmasa bir doktor ve futbol tutkunu biri olarak kalabilirdi. Ama sömürgeciliğin şiddetle kurulduğunu ve yine şiddetle yıkılabileceğini savundu yani... Bizzat yer aldığı Cezayir’in bağımsızlık mücadelesi, sonra ABD’deki siyahi özgürlük hareketi, Afrika'daki, Güney Amerika'daki sömürgecilik karşıtı hareketlerde büyük etkisi oldu. Bir patlamaydı yani Fanon'unki... Ama şunu da söylemek gerekir ki, Fanon'un ırkçı bir tutumu yoktu. Columbia Üniversitesi'ndeki bir öğrenci topluluğu Gazze olaylarının başında "Zulüm Direnişi Doğurur" başlıklı bir bildiri yayınlayıp Fanon'dan şöyle bir alıntı yapmıştı: "Belirli bir kültürün sonucu olarak isyan etmiyoruz, artık nefes alamadığımız için isyan ediyoruz." Bugün yaşadığımız olayların dayandığı konu...
Kültürle ilgili şöyle bir vurgusu vardı. Fanon'a göre sömürülen kişi sömürgecinin kültürünü benimsedikçe kendinden uzaklaşır. Sömürgeci kendi kültürünü evrensel ve medeni, yerli kültürü ise ilkel olarak tanımladığı için yerli de kendini ona kanıtlamaya çalışır. Onun gibi konuşup giyinmeye, onun gibi düşünmeye başlar. Ancak ne kadar çabalasa da beyaz maskeli bir siyah olarak kalır. Buna benzer bir şeyi Attila İlhan anlatmıştı. Fransa'da katıldığı bir piknik hikayesi vardı. Beethoven veya Mozart üzerine öğrencilerle girdiği bir diyalog... Bu noktada Türkiye'nin yakın tarihiyle ilgili yeterli bir muhasebe yapılmadı. Fanon'a göre kültür konusunda geçmişe saplanıp kalmak da iyi bir şey değil. Aslında kültürle ilgili bu görüşlerini tartışmak lazım ama biz onun şiddet taraftarlığının dünyanın dört bir yanında karşılık bulmasıyla ilgili olarak konuşuyoruz. Bu şiddetin nerelerde ne gibi sonuçlar ürettiğini iyice ölçüp biçmek lazım. Mesela Martin Luther King Jr. Fanon'un yazdığı "Yeryüzünün Lanetlileri" kitabının Siyah Güç hareketinin temel metni olduğunu, hareketin Fanoncu şiddeti savunduğunu ama geçmişte Amerikalı zencilerin zorbalığı şiddet yoluyla devirme girişimlerinin işe yaramadığını yazmıştı. 1822 Denmark Vesey ve 1831 Nat Turner örneklerinin şiddet içeren isyanın başarısızlığından bahsetmişti. Şiddetin çoğu kez kullanışsız, hatta ters tepen bir şey olduğunu söylemek lazım. Şiddetle kurulan yapıların şiddetle yönetilmeye devam etmesi, silahla başa gelenlerin silahı bırakmakta zorlanması tahmin edilebilir bir şeydir. Şiddetle kazanılan bir zafer yanında askeri bir disiplin ve hiyerarşi getirir, getirecektir...
Fanon yakın dönemlerde anadil bağlamında gündeme geldi. Bence anadil en başta annelerin kullandığı dil, şefkat ve sevgi dili olarak tanımlanabilirdi. Ama bunu en iyi sömürgeciler kullandı. Ve şiddeti savunanların kendi ürettiği sömürü de var. Aytekin Yılmaz "Devrimciler Devrimi Boğdu" ve "Yüzleşerek Barışmak" kitaplarında bunları yazıyor. Dağlara 35 yılda 20 bin çocuğun götürülmesini, kadın istismarını, sol örgütlerin kendi mensuplarını nasıl infaz ettiğini anlatıyor. Silahlı örgüt mensuplarının 1990’larda hapishane koğuşlarında iktidar olduğunu, bu örgütlerin 50 ve 100 kişilik koğuşları toplama kamplarına çevirdiğini... Yılmaz, PKK savaşının 40 yıllık bilançosunu kimse konuşmuyor derken Fanoncu bir yaklaşımı eleştiriyordu. Bu konuda başka bir kitabı daha var... Dediğim gibi, sömürgeciler kendileri açısından nelerin kullanışlı olabileceğini bilen kimselerdir. Böylece bazı halk hareketleri küresel şebekenin silah ve lojistik desteğiyle aparatlaştı, hadise vekalet savaşlarına dönüştürüldü. Vekalet savaşları tam olarak kavranmış bir şey değil. Fanoncu şiddet çoğu yerde özgürlük vadettiği halkları bitmeyen iç savaşlara sürüklemiş gibi... Angola veya Mozambik'te olduğu gibi başka şeyler olduğu anlaşıldı. Sömürü propagandası yapıldı sonra farklı etnik veya mezheptekiler birbirine karşı kışkırtıldı.
Arap Baharı başladığında sokak hareketleri -ne diyorlar- haysiyet ayaklanması karakterindeydi, ama birileri bunu kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etti. Libya örneğinde olduğu gibi dış müdahaleler oldu. Yani süreç bazı yerlerde Fanon’un görüşlerinin zıddı yönünde sonuç doğurdu. İnsanlar birbirini boğazladı ve küresel şirketlere daha geniş imtiyazlar verildi. Bir bakıma Fanon’un kitaplarını en iyi küresel şebekenin okuduğunu söyleyebiliriz. Asıl olay şu, bugünün sömürgecileri insan haklarını menfaatlerine uygun düştüğü ölçüde savunuyor. Mesela başka bir hadisede, başka bir yerde katliamlara göz yumuyorlar. Batıda çoğu kimse İsrail’in uyguladığı orantısız şiddeti meşru müdafaa olarak tanımlarken, Filistin tarafının şiddetini Fanon’un öngördüğü bağlamdan koparıp sadece barbarlık olarak yaftalıyor. Gazze olayları, olayların geçmişini de düşünürsek tabi ki Fanoncu bir şiddeti doğurdu. Fanon'un tezleri bölgede sürekli olarak gündemdeydi. Columbia Üniversitesi öğrencilerinin bildirisinde ne deniyordu? Nefes alamamak... İşte Gazze'de olan şey bu. Ve çok tehlikeli bir şey... The Peacemaker'daki piyano hocası Dušan Gavrić gibi... Adam Chopin'in 15. Noktürn'ünü çalarken bir bombacıya dönüşüyor, sırt çantasına sığan nükleer bir saldırı planlıyor vesaire...
Fanon sömürgecilerin en büyük başarısının insanların zihnini ele geçirmek olduğunu söylemiyor muydu? Yani eskiden zahmetle yapılan şeylerin bugünün medya imkanlarıyla kolayca başarılması mümkün oldu. Katliamların ve uluslararası hukuk ihlallerinin üstünün kapatılmaya çalışılması söz konusu ve Fanon’un bu konudaki görüşlerini anlamaya çalışmak, "Siyah Deri, Beyaz Maskeler" kitabındaki zihinsel sömürü kavramı üzerinde durmak gerekir. Bu kavram bugün içinde bulunduğumuz koşullara ışık tutuyor. Geçmişi incelediğimizde propagandanın nasıl bir fonksiyon üstlendiğini görebiliriz. Nazi Almanyasında bilginin kitleleri manipüle etmek amacıyla kullanıldığını biliyoruz. Bugün de hukuk kurallarının, uluslararası hukukun nasıl hafifletilip çiğnendiğini görebiliyoruz.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder