28 Mart 2026 Cumartesi

Fanon’u en iyi küresel şebeke okudu

Fanon zor zamanlar geçirmiş Martinik'ten çıkan biri olarak konuşmuştur. Fransa'nın 1940'ta Nazi işgaline uğramasının ardından Fransız denizcilerinin uzun süre abluka altında kaldığı Martinik'teki rezillik veya kötü muamelelerin Fanon üzerinde derin bir etki bıraktığı bilinen bir şeydir. Bunlar olmasa bir doktor ve futbol tutkunu olarak kalabilirdi. İşte bu Frantz Fanon'un sömürgeciliğin şiddetle kurulduğu ve yine şiddetle yıkılabileceği savunusu dünya çapında etki doğurmuştur. Akabinde bizzat yer aldığı Cezayir’in bağımsızlık mücadelesi, sonra ABD’deki siyahi özgürlük hareketi üzerinde etkisi oldu. Afrika'daki sömürgecilik karşıtı Pan-Afrikanist harekette büyük etkisi oldu. ​Güney Amerika'daki sol hareketlerde, Üçüncü Dünyacılık'ta Fanon'un tesirini görmek mümkündür. Ama Fanon'un ırkçı bir tutumu yoktu. Columbia Üniversitesi'ndeki bir öğrenci topluluğu Gazze olaylarının başında "Zulüm Direnişi Doğurur" başlıklı bir bildiri yayınlayıp Fanon'dan şöyle bir alıntı yapmıştı: "Belirli bir kültürün sonucu olarak isyan etmiyoruz, artık nefes alamadığımız için isyan ediyoruz." 

Ne kültürü ne de siyaseti ırkla ilgili olarak tanımlamadı ama kültürle ilgili şöyle bir vurgusu olduğu söylenebilir. ​Fanon'a göre sömürülen kişi sömürgecinin kültürünü benimsedikçe kendinden uzaklaşır. Sömürgeci kendi kültürünü evrensel ve medeni, yerli kültürü ise ilkel olarak tanımladığı için yerli de kendini ona kanıtlamaya çalışır. Onun gibi konuşup giyinmeye, onun gibi düşünmeye başlar. Ancak ne kadar çabalasa da beyaz maskeli bir siyah olarak kalır. Buna benzer bir şeyi Attila İlhan anlatmıştı. Onun Fransa'da katıldığı bir piknik hikayesi vardı. Beethoven veya Mozart üzerine öğrencilerle girdiği bir diyaloğu anlatıyordu. ​Bu noktada Türkiye'nin yakın tarihiyle ilgili yeterli bir muhasebe yapılmadı. Öte yandan Fanon'a göre kültür konusunda geçmişe saplanıp kalmak da iyi değildir. Aslında kültürle ilgili bu görüşlerini tartışmak lazım ama biz onun şiddet savunusunun dünyanın dört bir yanında karşılık bulmasıyla ilgili olarak konuşuyoruz. ​Ama bu çatışmaların, şiddetin nerelerde ne gibi sonuçlar ürettiğini iyice ölçüp biçmek lazım. Mesela Martin Luther King Jr. Fanon'un yazdığı "Yeryüzünün Lanetlileri" kitabının Siyah Güç hareketinin temel metni olduğunu, hareketin Fanoncu şiddeti savunduğunu ama geçmişte Amerikalı zencilerin zorbalığı şiddet yoluyla devirme girişimlerinin işe yaramadığını yazmıştı. 1822 Denmark Vesey ve 1831 Nat Turner örneklerinin şiddet içeren isyanın kullanışsız olduğunu gösterdiğini söylemişti. Şiddetin çoğu kez kullanışsız, hatta ters tepen bir şey olduğunu söylemek zor değildir. Şiddetle kurulan yapıların şiddetle yönetilmeye devam etmesi, silahla başa gelenlerin silahı bırakmakta zorlanması tahmin edilebilir bir şeydir. Şiddetle kazanılan bir zafer beraberinde ancak askeri bir disiplin ve hiyerarşi getirebilir.

Fanon yakın dönemlerde anadil bağlamında gündeme geldi. Bence anadil en başta annelerin kullandığı dil şefkat ve sevgi dili olarak tanımlanabilirdi. Ama bunu en iyi sömürgeciler kullandı. Ve şiddeti savunanların kendi ürettiği sömürü de var. Aytekin Yılmaz "Devrimciler Devrimi Boğdu" ve "Yüzleşerek Barışmak" kitaplarında bunları yazıyor. Dağlara 35 yılda 20 bin çocuğun götürülmesini, kadın istismarını, sol örgütlerin kendi mensuplarını nasıl infaz ettiğini anlatıyor. Silahlı örgüt mensuplarının 1990’larda hapishane koğuşlarında iktidar olduğunu, bu örgütlerin 50 ve 100 kişilik koğuşları toplama kamplarına çevirdiğini... Yılmaz, PKK savaşının 40 yıllık bilançosunu kimse konuşmuyor derken Fanoncu bir yaklaşımı eleştiriyordu. Bu konuda başka bir kitabı daha var... Dediğim gibi, sömürgeciler kendileri açısından nelerin kullanışlı olabileceğini bilen kimselerdir. Böylece bazı halk hareketleri küresel şebekenin silah ve lojistik desteğiyle aparatlaştı, hadise vekalet savaşlarına dönüştürüldü. Vekalet savaşları tam olarak kavranmış bir şey değil. Fanoncu şiddet çoğu yerde özgürlük vadettiği halkları bitmeyen iç savaşlara sürüklemiş gibi... Angola veya Mozambik'te olduğu gibi başka şeyler olduğu anlaşıldı. Sömürü propagandası yapıldı sonra farklı etnik veya mezheptekiler birbirine karşı kışkırtıldı. 

Arap Baharı başladığında sokak hareketleri -ne diyorlar- haysiyet ayaklanması karakterindeydi, ama birileri bunu kendi çıkarları doğrultusunda manipüle etti. Libya örneğinde olduğu gibi ülkeler dış müdahaleye açık hale getirildi. Yani süreç bazı yerlerde Fanon’un görüşlerinin zıddı yönünde sonuç doğurdu. İnsanlar birbirini boğazladı ve küresel şirketlere daha geniş imtiyazlar verildi. Bir bakıma Fanon’un kitaplarını en iyi küresel şebekenin okuduğunu söyleyebiliriz. Asıl olay şu, bugünün sömürgecileri insan haklarını menfaatlerine uygun düştüğü ölçüde savunuyor. Mesela başka bir hadisede, başka bir yerde katliamlara göz yumuyorlar. Batıda çoğu kimse İsrail’in uyguladığı orantısız şiddeti meşru müdafaa olarak tanımlarken, Filistin tarafının şiddetini Fanon’un öngördüğü bağlamdan koparıp sadece barbarlık olarak yaftalıyor. Gazze olayları, olayların geçmişini de düşünürsek tabi ki Fanoncu bir şiddeti doğurdu. Fanon'un tezleri bölgede sürekli olarak gündemdeydi. Columbia Üniversitesi öğrencilerinin bildirisinde ne deniyordu? Nefes alamamak... İşte Gazze'de olan şey bu. Ve çok tehlikeli bir şey... The Peacemaker'daki piyano hocası Dušan Gavrić gibi... Adam Chopin'in 15. Noktürn'ünü çalarken bir bombacıya dönüşüyor.

Fanon sömürgecilerin en büyük başarısının insanların zihnini ele geçirmek olduğunu söylemiyor muydu? Bir büyük sorun da bu. Eskiden zahmetle yapılan şeylerin bugünün medya imkanlarıyla kolayca başarılması... Katliamların ve uluslararası hukuk ihlallerinin üstünün kapatılmaya çalışılması söz konusu ve Fanon’un görüşleri bu noktada önem taşıyabilir. "Siyah Deri, Beyaz Maskeler" kitabındaki zihinsel sömürü kavramı üzerinde ısrarla durmak gerekir. Bu kavram bugün içinde bulunduğumuz hakikat mücadelesine ışık tutuyor.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder