Polonya’nın en önemli üç şehrinden biri olan Krakow'u 2023 sonbaharında ziyaret ettik. Şehir sekiz yüz binlik bir nüfusa ev sahipliği yapıyor. Yüz kilometre yarıçapındaki bir daire dahilinde ise sekiz milyon kişi yaşıyor. Burası temizlik ve şehircilikte Avrupa'da ilk sıralarda gelir. Şehrin ortasında büyük bir yeşil alan var. Biz Rajska sokağında bulunan H11 ismindeki otelin apart dairesinde kaldık. Krakow, Orta Çağ'da ticaret yollarının kesişim noktasıydı. Krakow’dan bahseden ilk tarihi kaynak 965 yılında Endülüs’ten gelip bölgeyi ziyaret eden İbrahim ibn Yakub’un yazdıklarıdır. Bir seyyah, bir tüccar veya casus olduğu konusunda tahminler vardır. Orta Avrupa hakkında yazdıkları kaybolmuş olup bu bilgiler ondan alıntı yapanlar sayesinde öğrenilmiş. Aslen Yahudi’dir, Müslüman ismi taşımasından ötürü sonradan Müslüman olmuş olmalıdır. 1038’de Kraków, Polonya devletinin merkezi olmuş. 1241 yılındaki Moğol istilası sırasında şehir harap olmuş. 1287’deki başka bir saldırı kısmen yeni inşa edilen surlar sayesinde püskürtülmüş, muhtemelen bu dönemle ilgili olarak Lajkonik figürü, Polonya’nın Kraków şehrinin bir sembolü haline gelmiş. Sivri şapkalı, Tatar’a benzeyen sakallı bir adam olarak tasvir edilen Lajkonik temasıyla her yıl Corpus Christi’den sonraki ilk perşembe günü burada festival düzenleniyormuş.
Kraków’un kalbi sayılan ve Avrupa'nın en büyük orta çağ meydanlarından biri olan Rynek Główny yani Ana Meydan'ın tam merkezinde Sukiennice (kumaş pazarı) vardır. Doğu ile Batı arasındaki ticaret yollarının kesişim noktasında, mimari yapısıyla İstanbul'daki tarihi Kapalıçarşı’nın Avrupa’daki en yakın akrabalarından biridir. Tarihi, Polonya Krallığı’nın altın çağını yaşadığı 13. Yüzyıl'a kadar uzanan Sukiennice ilk kurulduğunda tüccarların kumaş, deri, ipek ve baharat ticareti yaptığı ahşap tezgahların bir araya gelmesiyle oluşmuş, geçirdiği büyük yangınların ardından Rönesans döneminde İtalyan mimarların dokunuşlarıyla bugünkü haline kavuşmuştur. Bugün de Sukiennice’nin tezgahlarında geleneksel tekstil ürünleri, Polonya’nın meşhur kehribar (amber) takıları ve çeşitli hediyelik eşyalar satıldığını görürsünüz.
Polonyalılarla ilişkilerimiz diğer Slav ülkeleri arasında özel bir yere sahiptir. Türkler tarihte Lehlerin bağımsızlık mücadelesine destek vermişler. Lehler arasında Osmanlıya sığınıp Osmanlı devletinde önemli rütbelerde görev yapanlar var. Bunlar arasında Nazım Hikmet’in anne tarafından büyük dedesi Mustafa Celaleddin Paşa, Sefer Paşa, İskender Paşa, Sadık Paşa, Murad Paşa, Ahmet Rüstem Bey, Kont Ostrorog, Ludomil Rajski gibi kimseler bulunur. Teodor Rajski Osmanlı ordusunda görev yapmış, 1877-78 Osmanlı Rus Savaşı’nda savaşmış bir askerdir. Bu savaşın sona ermesinin ardından İstanbul’dan Belgrad’a uzanan bir demiryolu hattının inşası üzerinde çalışmıştır. Bu dönemde kızlık soyadı Syroczyńska olan Józefa Rajska ile evlenmiş. En büyük çocukları kızları Janina İstanbul’da doğmuş. Krakow’a dönünce bugün Dluga Caddesi 31 numarada bulunan binada üç minareli bir ev yaptırıyor. Burada kıbleye dönük bir mihrabın yer aldığı ve kendisinin ezan okuduğu bilgisi var. Rajski’nin karısı Józefa’nın minareli yapının mimarisinde imzası bulunur. Geçen yıl Krakow’da vefat eden doğubilimci Jerzy Siemislaw Lątka, Rajski’nin torunu Ewa Prażmowska’dan Teodor Rajski’nin burada namaz kıldığı bilgisini aktarıyor. Krakow’un resmi sitesinde yer alan tanıtım yazısında Rajski’nin İslam’a geçmiş olması muhtemel görünüyor, ancak bu sadece kendisi için mi yoksa karısı Józefa için mi geçerliydi, bu bir sır olarak kalacak deniliyor. Bina bugün Dom Turecki yani Türk evi ismiyle anılıyor. Oğlu Ludomil Rajski de Osmanlı ordusunda Çanakkale Savaşı’nda görev yapmış bir pilot. Lakabı Effendi, Turek, yani Türk… II. Dünya Savaşı öncesinde Polonya hava kuvvetlerinin kumandanı oluyor. Binanın üzerinde de Ludomil Rajski’nin burada yaşadığını anlatan bir plaka konmuş.
1886 yılında Leh Milli Komitesi’nin İstanbul’a gönderdiği bir mektupta Krakovya taraflarında “Santa Mariya” Kilisesi yanına Türk süvarileri atlarını bağlarlarsa Polonya için güzel günlerin geleceğinden bahsediliyor. Bir de Türk atları Vistül Nehri’nden su içtiği zaman Polonya tekrar bağımsızlığını kazanacak kehaneti meşhur olmuş. Bu, 17. Yüzyıl’da yaşamış Ukraynalı kahin Mosij Wernyhora’nın kehanetiymiş. Ülkenin bağımsızlığını Türk birliklerinin Galiçya cephesinde görev aldığı Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra kazanması Polonyalılar arasında bunun gerçekleşmesi olarak değerlendirilmiş. 535 subay ve 32 bin erden oluşan Türk kuvvetleri Uzunköprü ve Alpullu’dan hareketle 23 Temmuz 1916'dan 1917 yazına kadar Galiçya cephesinde Rusya ile savaşan Avusturya-Macaristan devletine destek vermek için sevk edilmiştir. Cephede 12 bin askerimiz şehit olmuş, yaralı askerlerimizin bir kısmı Krakow hastanelerinde tedavi olmuştur. İdilbey İsmail Osman, Hüseyin Rasif, Abdurrahman Ahmed, Mehmed İsmail Hakkı, Raşid Mehmed, Ahmedoğlu Ahmed, Mustafaoğlu Ahmed, Abduloğlu Mustafa, Mehmedoğlu Ömer, Nazımoğlu İsmail, İsmail Hasan, Ali Osman, Yusuf Şaban Bekir burada defnedilmiş. 1997 yılında bir anıtın dikildiği şehitlikte kayıtlara göre 53 şehit bulunuyor.
Krakow'da en popüler yerlerin başında, İkinci Dünya Savaşı’nın karanlık günlerini ve yaklaşık 1200 Yahudi’nin hayatını kurtaran fabrikatörün hikayesini anlatan Oskar Schindler'in Emaye Fabrikası gelir. Czartoryski Müzesi, Leonardo da Vinci'nin dünyaca ünlü Kakımlı Kadın tablosuna ev sahipliği yapmasıyla iştihar etmiştir. Rynek Główny'nin altında yer alan Rynek Yer Altı Müzesi ise ziyaretçileri modern hologramlar ve arkeolojik kalıntılar eşliğinde Kraków'un orta çağdaki hareketli ticaret hayatına götüren bir sergiye ev sahipliği yapar. Yine, Vistül Nehri kıyısında yükselen ve Polonya krallarının eski ikametgahı olan ihtişamlı Wawel Kalesi, saray odaları ve tarihi hazineleriyle şehrin görkemli geçmişini barındırır. Wawel Kalesi’ndeki müzede Jan Sobieski tarafından II. Viyana Kuşatması sırasında ele geçirilen büyük çadırın, Türk sancaklarının, seccadelerin bulunduğu birtakım eserler sergilenmektedir.
Kraków şehir merkezini yeşil bir gerdanlık gibi çevreleyen Planty adlı büyük ve tarihi bir park var. 19. Yüzyıl'ın başlarında, şehrin eski orta çağ savunma surlarının ve hendeklerinin yıkılıp doldurulmasıyla oluşturulan bir yeşil kuşak olan Planty Stare Miasto bölgesinin etrafında yaklaşık 4 kilometrelik bir halka çizer. Toplamda 21 bin metrekarelik bir alana yayılan park güzergahında Florianska Kapısı ve tarihi gözetleme kulesi Barbakan bulunur. Kraków'un UNESCO Edebiyat Şehri unvanı çerçevesinde hayata geçirilen "Şehir Kodları" (City Codes) projesi kapsamında, Planty'deki 100’den fazla bank üzerinde ünlü yazar ve şair isimlerinin yer aldığı metal plakalar var. Banklarda dinlenirken bu plakalardaki karekodları taratarak, aralarında Wisława Szymborska ve Czesław Miłosz gibi yazarların biyografilerini veya eserlerinden bazı bölümleri dinleyebilirsiniz.
Mesela Adam Zagajewski şöyle söylemiş:
Kraków’un tarihini yazamam; her ne kadar insanları ve fikirleri, ağaçları ve duvarları, korkaklığı ve cesareti, özgürlüğü ve yağmuru beni içine çekse de... Fikirler de öyle, tenimize yapışıp bizi sinsice değiştirirler.... Yaşadığımız alan tarafsız değildir, varlığımızı şekillendirir. Manzaralar en derin varlığımıza sızar; sadece retinalarımızda değil, kişiliğimizin en derin katmanlarında da izler bırakırlar. Bir sağanaktan sonra gökyüzünün mavi-grisinin aniden ortaya çıktığı o anlar ve sessiz kar yağışları bizimle kalır. Ve fikirler, duyularımız ve bedenimiz aracılığıyla karla bile güçlerini birleştirebilir.
Ve 2004'te vefat eden Nobel ödüllü şair Czesław Miłosz şunları yazmış:
Böylece büyük başkentlerden buraya döndüm,
Katedral tepesinin altındaki dar bir vadide kurulu o şehre,
Kraliyet mezarlarının olduğu yere.
Kulenin altındaki meydana ve öğle vaktini çalan,
Moğol okçusunun trompetçiyi vurduğu o anı
Notalarını tam ortadan keserek hatırlatan o tiz seslenişe.
Ve güvercinlere... Ve çiçek satan kadınların parlak eşarplarına...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder