26 Haziran 2026 Cuma

Toledo'nun efsunu

Toledo namıdiğer Tuleytula, Tejo nehrinin kıvrımlarında yükselen granit bir tepede yükseliyor. Nehir bu tepenin etrafında keskin bir kıvrım oluşturarak şehri üç taraftan bir hendek gibi çevrelemiş. Bu da Orta Çağ boyunca şehre doğal bir savunma sağlamış. Vizigotların eski başkenti ve Endülüs'ün en önemli şehirlerinden biri olan Toledo'da 711-1085 arasında hüküm süren Müslümanlardan kalan bir çok iz var, mesela şehre girişi sağlayan kapılardan Puerta de Bisagra'nın bir bölümü ve Puerta del Sol Endülüs mimarisi örnekleri... Puerta Del Sol'un hemen üzerinde 999 yılında inşa edilmiş Cristo de la Luz Mescidi namı diğer Bab al-Mardum mescidi var. Kastilya Kralı VI. Alfonso burayı fethettikten sonra kiliseye dönüştürülmüş ama büyük ölçüde orijinal halini muhafaza etmiş. Yapı 8'e 8 metre boyutlarında küçük bir alana kuruludur. İçerideki sütunlar tavanı dokuz kare bölmeye ayırır. Bu dokuz kare bölmenin her birinin üzerinde, birbirinden tamamen farklı tasarlanmış dokuz kubbe vardır. Ayrıca hepsi birbirinden farklı kaburgalı tonozlar vardır. Dış cephesinde de İslam mimarlık tarihinin en değerli kitabelerinden biri var. Tuğla kûfi hatla yazılmış olan kitabede şöyle yazıyor:

"Bismillah. Ahmed İbn Hadidi, bu camiyi kendi parasıyla yaptırmış ve Allah'tan cennette ödül dilemiştir. Allah'ın yardımı ile Musa İbn Ali ve Sa'ada tarafından inşa edilerek 390 yılının Muharrem ayında tamamlanmıştır."

Yapının hemen önündeki sokakta koyu renkli bir taş bulunur. Efsaneye göre, 1085 yılında Toledo'yu fetheden Kastilya Kralı VI. Alfonso ve şövalyesi El Cid şehre at sırtında girerken, tam bu caminin önünde kralın beyaz atı birdenbire diz çöker ve adım atmayı reddeder. Kral atın huysuzluğunu bir işaret olarak kabul eder. Askerler atın diz çöktüğü yerdeki duvarı kazdıklarında, Vizigotlar döneminden kalma, arkasında hala mum yanan gizli bir İsa figürü-Cristo bulurlar. Caminin adı bu yüzden "Cristo de la Luz" yani Işığın İsa'sı olarak değiştirilmiştir.

İslam medeniyetinin altın çağları burada yaşanmış. Mesela 1 kilometre mesafedeki Santa María la Blanca yani Beyaz Meryem Sinagogu'nun inşasında İslam sanatının etkisi çok güçlüdür, burası bir sinagog olmasına rağmen camiye daha çok benzer. Sütun başlıklarındaki çam kozalağı ve yaprak motifleri de birbirinden tamamen farklıdır. Geleneksel sinagog mimarisinde, özellikle Ortodoks Yahudilerin sinagoglarında, kadınların ibadeti takip edebilmesi için ana salonun yukarısında ayrı bir asma kat veya bölme yani ezrat nashim bulunur. Ancak Santa María la Blanca inşa edilirken böyle bir alan yapılmamış. Yine bir sinagog gibi Kudüs'e yönelmek yerine yönü kuzeye doğru yapılmış olması da ilginç. El Salvador Kilisesi'nin çan kulesi de orijinal olarak bir minaredir. 

12. ve 13. Yüzyıl'da Toledo'daki çevirmenler Arapça yazılmış tıp, matematik, astronomi ve felsefe eserlerini Latinceye çevirerek İslam medeniyetini Avrupa'ya taşımışlar. Amerikalı kimyager John William Draper "A History of the Intellectual Development of Europe" adlı eserinde "Avrupa, Afrika'nın güney ucunun şu an olduğundan daha geriyken Sarazenler yani Müslümanlar bilimi geliştiriyor hatta icatlar yapıyorlardı. Felsefe, matematik, astronomi, kimya, tıp alanındaki zaferleri askeri eylemlerinden daha görkemli, daha kalıcı ve daha önemliydi" der. Ortaçağ’ın en büyük astronomi alimlerinden Zerkâlî de Toledo'da yaşamıştı. Gökyüzündeki gezegenlerin hareketlerini büyük bir hassasiyetle hesapladığı Toledo Tabloları yüzyıllar boyunca Avrupa'da denizcilerin ve astronomların temel kılavuzu olmuştur. Kopernik yüzyıllar sonra kendi teorisini kurarken ez-Zerkâlî'nin verilerinden yararlanmıştı. 1081'de Merkür'ün eliptik bir yörüngeye sahip olduğunu yazan ez-Zerkâlî'dir. Dönemin GPS'i sayılan usturlabları yeniden tasarladı. Geliştirdiği "Safîhat ez-Zerkâliyye" adlı alet, enlem farkı gözetmeksizin dünyanın her yerinde kullanılabilen ilk evrensel usturlab oldu. Tajo Nehri kıyısına yaptığı iki büyük su saati ayın evrelerine göre su seviyesini milimetrik olarak ölçen birer mühendislik harikasıydı. Toledo'da onun adını taşıyan bir köprü de var. Azarquiel Köprüsü...

Toledo’nun başkadısı olan Sâid el-Endelüsî (1029–1070) dünyadaki farklı halkları ve medeniyetleri bilime katkılarına göre sınıflandıran ilk bilim tarihi kitabını burada yazmıştı. Ez-Zerkâlî'nin hamisi olaak ve Toledo gözlemevinin kurulmasına öncülük etmişti. Toledo doğumlu olan İbn Vâfid (Abenguefith - 997–1074) tıp ve eczacılık alanında çığır açmış bir hekimdi. Hastalıklarda karmaşık ilaçlara başvurmak yerine, tedavinin ilk adımı olarak diyet, doğru beslenme ve temiz havayı savundu. Bugün modern bütünsel tıbbın öncülerinden kabul ediliyor. Yüzlerce bitkinin tedavi edici özelliklerini sınıflandırdığı Kitâb el-Edviye el-Müfrede adlı kitabı, Toledo'da Latinceye çevrilerek yüzyıllarca Avrupa tıp fakültelerinde ders kitabı olarak okutuldu.

Toledo işi bıçaklar satan hediyelik eşya dükkanlarından başka bir şey öğreniyorum. Nasri Hanedanı döneminde, 13. Yüzyıl'ın ortalarında geliştirilmiş, at nalı kabzalı Jineta diye bir kılıç türü var. Bu dönemde Hristiyan şövalyelerin ağır zırhları ve hantal, çift elle kullanılan büyük kılıçlarına karşı Müslümanlar hafif zırhlar, küçük kalkanlar ve hızlı manevra kabiliyetine dayalı yeni bir savaş doktrini geliştirmişler. Vur-kaç taktiğine dayalı hafif süvari tarzı için Jineta kılıcı icat edilmiş. Hristiyan krallıklar da belki yenile yenile bu kılıcı ve hafif süvari anlayışını benimsemiş. Sonrasında Avrupa çapında ünlü bir demircilik, metal işleri merkezi olan Toledo’daki atölyeler bu Jineta tarzı kılıçları üretmeye ve kendi tasarımlarına entegre etmeye başlamış. 

Jineta kılıcının en meşhur örneklerinden biri, Gırnata'nın son hükümdarı olan Ebu Abdullah'a (Boabdil) ait olan kılıç... Ebu Abdullah'ın esir düştüğü savaşta el konulan bu kılıç, bugün Toledo'daki Museo del Ejército'da sergileniyor. 

Şehrin geçmişteki en büyük sorunlarından biri nehir suyunun tepedeki şehre ulaştırılmasıymış. Önceleri yüzlerce eşek nehirden yukarı dik yokuşları tırmanarak su taşıyor. II. Felipe, sorunu çözmesi için bir saat ustası ve mucit görevlendiriyor. Turriano adlı bu adam 1568 yılında tamamlanan bir mekanik düzenekle insan veya hayvan gücü kullanmadan, sadece nehrin kendi akış gücünü kullanarak suyu 90 metre yukarıya Alcazar yani Toledo Kalesi’ne çıkarmayı başarıyor. Makine, birbirine bağlı yüzlerce pirinç kepçe, dişli çark ve kaldıraçtan oluşuyor ve saatte yaklaşık 17.000 litre su yukarı pompalanıyor. Rivayete göre Turriano’ya ödenmesi gereken para verilmediği için borç içinde ölmüş.

1920'lerde yönetmen Luis Buñuel öncülüğünde, şair Federico García Lorca ve ressam Salvador Dalí'nin de üye olduğu Toledo Tarikatı adlı bir tarikat kurulmuş. Üyeler Toledo'ya geldiklerinde Cervantes'in "Şanlı Mutfak Hizmetçisi" adlı novellasının geçtiği yer olan "Posada de la Sangre"de konaklıyorlarmış. Kutsal şehirde kaldıkları süre boyunca yıkanmaları yasak olan üyeler etrafta alacakaranlık zamanı beyaz çarşaflarla hayalet gibi dolaşıyormuş. Şehir eski zamanlarda "La Ciudad Mágica" (Büyülü Şehir) olarak anılırmış. Hatta Orta Çağ'da Almanca ve Fransızca gibi dillerde "Toledo Sanatı" (art de Tolède) doğrudan kara büyü ve simya anlamına gelen bir deyimmiş. 

Toledo'nun altı da üstü kadar ilgi çekicidir. Şehrin altında Roma sarnıçları, Müslüman hamamları, Yahudi mikveleri yani arınma havuzları ve engizisyondan kaçmak için kullanılan gizli geçitler ağı (Toledo Subterráneo) var. Orta Çağ Avrupa'sında yaygın bir inanışa göre, Toledo'da Şeytan’ın yedi öğrenciye büyü, simya, nekromansi-ölülerle konuşma ve astroloji dersleri verdiği gizli bir yer altı mağarası varmış. Başka bir efsaneye göre Toledo'nun altında, geçmiş kralların her birinin üzerine yeni bir asma kilit vurduğu demir kapılı bir mağara veya köşk bulunuyormuş. Kehanete göre bu kapıyı açan kral, ülkesinin yıkımına sebep olacakmış. Don Rodrigo merakına yenik düşerek tüm kilitleri kırdırıp içeri girmiş. İçeride sadece bir sandık ve sandığın içinde bir parşömen varmış. Parşömende, başlarına sarık sarmış süvarilerin resimleri çiziliymiş ve altında şu yazıyormuş: "Bu kapı açıldığında, bu resimdeki kavim bu toprakları fethedecektir." Kral korkuyla kapıyı kapatsa da çok geçmeden Tarık bin Ziyad komutasındaki İslam orduları Cebelitarık'ı aşarak Vizigot Krallığı'na son vermiş.

Hz. Süleyman’ın Masası-Mesa de Salomón, Kudüs’teki Süleyman Tapınağı’nın yağmalanmasının ardından Roma ve Kuzey Afrika üzerinden Toledo'ya getirildiğine ve 711 yılındaki Müslüman fethi sırasında Tarık bin Ziyad tarafından ele geçirildiğine inanılan efsanevi bir kutsal emanettir.

Bu efsunlu şehri belki de en iyi El Greco "Toledo Manzarası" adlı tabloda resmetmiştir. Bugün Toledo denince akla biraz da onun ismi geliyor. Aslen Girit doğumlu olan El Greco 1577’de geldiği Toledo’da ömrünün sonuna kadar kalmış. Başyapıtı kabul edilen ve efsaneye göre Orgaz kontun hayırseverliği karşısında Aziz Stephen ve Aziz Augustine'in gökten inerek onu kendi elleriyle gömmesini tasvir eden "Orgaz Kontu'nun Cenazesi" tablosu, Toledo'daki Santo Tomé Kilisesi'nde, "El Expolio" tablosu da Toledo Katedrali’nin kutsal eşya odasındadır. Yahudi Mahallesi Judería'da da bir El Greco Müzesi var. 

Şehrin ana meydanı olan Plaza de Zocodover’in hemen çıkışında, tarihi Arco de la Sangre, yani Kan Kemeri adlı geçidin önündeki merdivenlerin başında bir Cervantes heykeli bulunur. Cervantes hayatının önemli bir kısmını Toledo ve çevresinde geçirmiş. Don Kişot romanında Toledo'nun pazarı Alcaná'dan ve şehrin sokaklarından bahsedip Don Kişot'un kurmaca yazarı olduğunu söylediği Arap tarihçi Cide Hamete Benengeli'nin el yazmalarını Toledo'daki bir pazardan satın aldığını anlatır. En meşhur İspanyol şairlerinden Garcilaso de la Vega da 35 yıllık hayatının büyük kısmını Toledo'da geçirmiş. 

2014 sonbaharında mümkün olduğu kadar önemli yerleri dolaştım ve eski kentin dışında Abaceira adlı, kaleyi uzaktan gören bir otelde kaldım.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder