23 Ağustos 2024 Cuma

Göğe uzanan ağaçlar

"Kültür ve Medeniyetimiz Üzerine Düşünceler" kitabından

Bugün çocukluğumun bir kısmının geçtiği Kastamonu'dayım. Orman Bölge'de epey vakit geçirdikten sonra ağaçlığın arasında yürüdüm, toprağın üzerine uzanıp birkaç dakika dinlendim. Gözlerimi açtığımda uzun zamandır görmediğim bir manzarayla karşılaştım. Göğe uzanan ağaçlar... Başımda toplanmış sanki ayılmamı bekliyorlar. Var olsunlar ağaçlar insanın en iyi dostudur. Bu hakikati çocuklar yetişkinlerden iyi biliyor.

"Kastamonulu" kelimesinin sözlükteki bir karşılığı "nazik, nezaket sahibi"... İnsanlar belki de tabiatla iç içe yaşadıkları için Kastamonulu... Buraları daha iyi hatırlıyorum. Henüz küçük bir çocukken babam beni Kastamonulu meşhur tesbih ustası Ahmet Topaloğlu'nun atölyesine götürürdü. Ahmet bey ihtiyarlığında bile tesbih yapıyordu. Kısa bir süre sonra öldü, hemen sonra oğlu vefat etti. Geride güzel hatıralar ve yıllar içinde yıpranmış bir tesbihi kaldı yadigar... Şimdi de kırk yıl önce okuduğum 91 yaşındaki Gazipaşa İlkokulu'nun önünden geçiyorum. Sanki bu binaların hepsi bana gülümsüyor.

Belki bir başormancı bir de başmimar müessesesi oluşturulmalı. Bunlara ülke sathındaki tabiat düşmanlığıyla, çirkin yapılaşmayla engel olacak süper yetkiler verilmeli. Başmimarın Ankara'da Topkapı III. Ahmed Çeşmesi ayarında bir çeşme inşasıyla başlaması iyi olurdu. Yine Ankara'da üst seviyede bir eğitim kurumu olarak Mülkiye Lisesi'nin kurulması düşünmeli. Bu lisenin tarihi bir binada eğitim vermesi sağlanmalı veyahut başmimarın gözetiminde yeni bir taş bina inşa edilmeli. 

Yeni dünyaya karşı bir direniş geliştirmeli, bizim böyle bir direnişe ihtiyacımız var. Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşında güneyde büyük bir saha kaybetmiş, en yakın Osmanlı kuvveti Medine’den 1300 kilometre uzakta kalmış. Mondros Ateşkesi çerçevesinde Fahreddin Paşa’ya ordusuyla birlikte İngilizlere teslim olması emrediliyor. Ancak Paşa emir tekrarlanmasına rağmen üç ay boyunca teslim olmayıp direniyor. Nihayetinde teslim olduğunda Haşimi Ordusu bakıyor ki Fahreddin Paşa’da erzak olarak yalnız kurutulmuş çekirge ve hurma var. Veya Tenere ağacı gibi bir direniş... Sahra Çölü’nün ortasında yeşil yaprakları ve sarı çiçekleriyle on yıllar boyunca yalnız başına dikilen bir akasya ağacı... Ona en yakın ağaç 150 kilometre uzaklıktaymış. Tenere ağacı, yok olan bir ormanın hayatta kalmayı başaran tek üyesiymiş. Bugün yerine metal bir ağaç heykeli dikerek yanlış bir iş yapmışlar. Aslında yerine birkaç ağaç dikseler daha iyi olurmuş. Peki ne için direnmeliyiz, nedir yani muhafazası gerekenler denildiğinde anlamamız gereken? Mimari mi, şiir mi, müziğimiz mi? Veya bunların hepsinin özünde ne var? Bir tavır, bir duruş var... Pembe İncili Kaftan’daki Muhsin Çelebi var... Mehmet Nuri Yardım mühim bulduğum bir şair vardı, belden yukarı çıplak poz vermiş. Bir romancı dergi için uzanarak poz vermiş. bu durum onlar hakkında fikrimi değiştirdi diyordu. Edebiyat insanı edebe, erdeme götürmüyorsa bir sıkıntı var diyordu. Burada kastettiği işte bizim gelenek dediğimiz şey... Edep bizim geleneğimizin çekirdeği, çekirdek nedir? Küçük bir çekirdekten büyük bir ağaç bile yetişebilir değil mi?

Ahmet Topaloğlu 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder